Sunday, 5 May 2013

Donate

Hakan Erol Murat Buga Oguz Kaan T C Ilyas Demir MéRwé TüLin Uçak Sevda Yüreklioğlu Caner Donat Yusuf Yaman Abdullah Deli Elif Güneş


Gran cursa avui. He patit a la mitja marato pero molt content de ser mig ironman. Gracies als tots pels anims que m' heu donat aquests darers dies. Sou genials


Mlay be ry reto le MARKOVITCH a!!! kozy eeee!!! nefa mbola hy asa 2m1, tena tsy aiko we ra makafoka na tsy


DIREITO DO CONSUMIDOR!!!!

NÃO SOU CONTRA AS GORJETAS DESDE QUE EU DECIDA PAGAR AOS FUNCIONARIOS QUE ME ATENDERAM BEM E QUE MERECEM ESSA DELICADEZA. MAS SOU TOTALMENTE CONTRA OS ESTABELECIMENTOS QUE SIMPLESMENTE ADICIONAM ESSA TAXA SEM NEM NOS PERGUNTAREM SE FOMOS BEM ATENDIDOS E SE QUEREMOS PAGA-LA!!

CONFORME O ARTIGO:
Fica claro, portanto, que a cobrança da gorjeta de forma obrigatória, retirando do consumidor a faculdade de decidir se o funcionário que o atendeu merece a doação, é ilícita e abusiva, sendo, conforme o caso, crime e ato ilícito passível de indenização por danos morais.
Desta maneira, em hipótese alguma a gorjeta será uma obrigação ou dívida do consumidor, ainda que expressamente prevista em cardápios ou cartazes afixados no estabelecimento.

Leia mais: http://jus.com.br/revista/texto/11459/a-cobranca-da-taxa-de-servico-10-em-estabelecimentos-comerciais-a-luz-do-direito-brasileiro#ixzz2SROH2qOQ

Leia mais: http://jus.com.br/revista/texto/11459/a-cobranca-da-taxa-de-servico-10-em-estabelecimentos-comerciais-a-luz-do-direito-brasileiro#ixzz2SRMyv0d0

Art. 538. Considera-se doação o contrato em que uma pessoa, por liberalidade, transfere do seu patrimônio bens ou vantagens para o de outra.
Art. 540. A doação feita em contemplação do merecimento do donatário não perder o caráter de liberalidade, como não o perde a doação remuneratória, ou a gravada, no excedente ao valor dos serviços remunerados ou ao encargo imposto.


Cengiz Han Sonrası Asyası'nda Politik Geleneğe Dair

Cengiz Han’ın liderliğinde (1155-1227) başlayan büyük bir kısmı onun idaresi altında bir kısmı da onun ölümünden sonra halefleri tarafından devam ettirilen seferler Asya’nın tamamını derin şekilde etkilemiştir. Bu etkiyi değişik açılardan değerlendirmek mümkündür. Biz burada politik gelenek içinde hükümdarlığın intikali konusunda emîrlerin etkisi üzerinde durmaya çalışacağız.

Cengiz Han ya da han olmadan önceki adıyla Temüçin’in tarih sahnesine çıktığı dönemde Asya’nın siyasî görünüşünü şöyle özetleyebiliriz: Bu sırada Çin ikiye bölünmüş, Karahıtaylar, Harezmşahlar, Abbasi hilafeti gibi siyasî teşekküllerin yanı sıra kabile konfederasyonu şeklinde tanımlayabileceğimiz Naymanlar, Merkitler, Keraitler, Öngütler ve Uygurlar gibi siyasî gruplar da vardı. Temucin önce Moğol kabilelerini daha sonra da bu kabile devlet diyebileceğimiz grupların hepsini hakimiyeti altına almayı başardıktan sonra seferlerine devam etti. Böylece onun sağlığında Kafkaslar’a ve Deşt-i Kıpçak’a kadar bütün Orta ve Batı Asya ve doğuda Çin bu seferlerden nasibini aldı. Abbasi Halifeliği’ne son vermek torunu Hülagü’ya1 ve Çin’in ele geçirilmesini tamamlamak da diğer torunu Kubilay’a2 nasip oldu.

Cengiz Han babasının ölümünden sonra kabilesinin onu ailesiyle yalnız bırakmasından itibaren zorlu mücadeleler sonunda kuvvetlenmiş ve elde ettiklerini kendisine yardım edenlerle paylaşmayı bilmişti. Cengiz Han ülkesini oğulları arasında paylaştırdı. Cuci’ye İrtiş Irmağından İtil ırmağına kadar Doğu Deşt-i Kıpçak’ı ve Harezm’i vermişti. Cuci’nin babasından altı ay kadar önce ölümü ile burada idare, oğulları Batu ve Orda İçen’e geçmiş ve bu bölgede Altın Ordu Hanlığı kurulmuştu. II. Kıpçak seferi sona erdiğinde (1229-1242) Cuci ulusunun batıdaki sınırı Karpat dağları ve Tuna munsabına kadar uzanmış oldu. Çağatay’a doğuda Uygur bölgesinden batıda Maveraünnehr’e kadar olan yerler verilmişti ve burada Çağatay Hanlığı oluştu.

Ancak bu bölgede bulunan şehirlerin idaresi Yalavaç ailesi vasıtasıyla doğrudan Büyük Kağan’a bağlı kılınmıştı.3 1256’da Möngge Han tahta oturur oturmaz kardeşleri Kubilay ve Hülagu’yu maiyetlerine verilen birer ordu ile doğu ve batıya sefere gönderdi. Hülagu Asya’nın batısında yarım kalan seferlere devam etti ve burada İlhanlıları kurdu. İran’daki bu Moğol hanedanı 1256’dan 1344’e kadar devam etti. Kubilay ise Çin’de Pekin’i kurdu ve 1280’de Güney Çin’in zabtını tamamladı. Çağatay Hanlığı da varlığını 1242’den 1370’e Timur’un ortaya çıkışına kadar sürdürdü. Cuci Ulusu tarafından kurulan Altın Ordu ise yaklaşık buna yakın tarihlere kadar gücünü korudu.

Bu üç devletin Çağatay, İlhanlı ve Altın Ordu Hanlıklarının zayıflayıp parçalanmaları sonucu çeşitli devletler ortaya çıktı. Altın Ordu’dan başlayacak olursak bu devletin yıkılmasıyla Kırım, Kazan, Kasım, Astarhan hanlıkları başta olmak üzere Kazak, Özbeklerin Maveraünnehir’e kaymalarıyla da Özbek, Buhara Hive ve Hokand hanlıklarını Altın Ordu’nın bakiyesi sayabiliriz. Hanedan ve politik gelenek olarak bunlar Altın Ordu’yla bağlantılıdır. Asya’nın merkezinde Çağatay Hanlığı’nın batı kısmında Maveraünnehir merkezli Timurluları bu hanlığın mirascısı olarak görebiliriz. İlhanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra ise çeşitli yerel hanedanlar kurulmuştur.

Bunlar bir süre sonra Timur’un idaresi altına girdiler ve Timurlular, Akkoyunlular ve Karakoyunlular kendilerini İlhanlı devletinin mirasçısı olarak gördüler. Burada isimleri sayılan devletlere bakılırsa bunların Çin hariç Asya’nın neredeyse tamamında özelliklede Orta Asya’da uzun bir süre etkili olan devletler olduğu görülür.

Cengiz Han ve seferleri ile ilgili en önemli ana kaynağımız olan Gizli Tarihi’ndeki ifade ile "çadırlarda yaşayan halk itaat altına alındıktan sonra Pars yılında 1206’da Onan nehrinin menbaında toplandılar ve dokuz parçalı tuğlarını dikerek Cengiz Han’ı Büyük Han ilân ettiler. Cengiz Han "ulusun kuruluşunda birlikte çalışmış olanları Binbaşı yapıp teşekkürümü ifade etmek istiyorum” diyerek4 onlu sisteme göre yeni bir teşkilâtlanma yaptı.5 Bu yeni teşkilâtlanma Moğolların ve Cengiz’in idaresi altında birleşen çadırda yaşayan halk için bir dönüm noktası oldu. Onlu sistemle kabile organizasyonundan daha farklı ve geniş çaplı bir siyasî organizasyona geçmek münkün oldu. Bu yeni yapılanmayı İsenbike Togan6 şöyle açıklamaktadır: "Cengiz Han sanki düzensiz hareketliliğin, göçlerin ve yerelliğin önünü almak istermiş gibi yeni bir düzen kurmuştur. Bu düzen içinde eski boy kayguları, yerellikler engellenmiştir. İster konar göçer olsun ister Uygurlar gibi yerleşik olsun bu düzen içinde yer alan herkes artık ordu düzeninin bir parçası olmuştur. Bu çerçevede de boylar dağıtılmış, çeşitli boylardan oluşan birlikler yeni ele geçirilen yerlere gönderilmiştir”. Bu şekilde kabile boyutlarının üzerinde daha geniş boyutlu bir yapı kuruldu ve bu yeni düzenlemeyle yukarıda sınırlarına işaret ettiğimiz seferler gerçekleştirilebildi. Ancak bir iki nesil sonra bu geniş açılı bakış ve tavır yerini tekrar kabilelerin ön plâna çıktığı bir yapıya bırakmıştır. Hatta bu dönemde daha önce isimlerine rastlamadığımız yeni kabilelere rastlıyoruz. Kabile yapısının tekrar canlanması kadar bu yeni kabilelerin oluşumu da çok ilginç bir konudur. Cengiz Han’ın tesis ettiği sistem uyarınca maiyetlerine değişik kabilelerden gruplar verilen şahsiyetlerin ismi bir süre sonra bir kabile ya da boy adı gibi anılır olmuştur. Altın Ordu sahasında Nogaylar, Çağatay Ulusunda Yasavuri ve Karaunas gibi. Bu kabile yapısının tekrar ön plâna çıkması ve devletler (Altın Ordu, Çağatay, İlhanlı ve Timurlu) içinde idarede etkin olmaları bizim için ilginç neticeler doğurmuştur diyebiliriz. Politik yapı açısından bunun en önemli sonucu devletleri ayakta tutan birkaç unsurdan biri, belki de en etkilisi olan askeri gücü büyük ölçüde kabilelerin sağlaması nedeniyle kabilelerin irsi liderleri siyasî yapıyı belirlemede etkili olmuşlardır. Bu liderler sahip oldukları gücü kaybetmek istememişler ve mutlak merkeziyetçi yapılanmaların karşısında olmuşlardır. Bunu sağlayabilmek için han olma hakkının Cengiz’in erkek neslinden gelen şahıslara ait olması yasasını7 bazen bir oyun haline getirecek kadar sulandırmak suretiyle kullanmışlardır. Bu Altın Ordu coğrafyasında "han kütermek” Çağatay Ulusu’nda ise "han bazı” şeklinde anılır bir davranış tarzı haline gelmişti. Aşağıda bu hususun her ulus içinde nasıl bir seyir takip ettiği üzerinde duracağız.

Cengiz Han’dan itibaren hakimiyetin nasıl belirlendiği hususuna bakalım. Cengiz Han için söylenen onun Orhun Abideleri’ndeki gibi çıplakları giydiren, aç halkı doyuran himayeci bir devlet adamı misyonuna sahip olmadığı düşüncesi tam anlamıyla doğru gözükmüyor. Orhun Abidelerinde hükümdarın esas görevi halkı doyurmak, giydirmek ve zengin etmektir. Tahta çıkan kağanların başarı ölçüsü budur. Bilge Kağan diyor ki "tanrı buyurduğu için devletim kısmetim var olduğu için ölecek milleti dirilttim, çıplak milleti elbiseli kıldım, fakir milleti zengin kıldım az kavmi çok kıldım”.8 Steplerde kabile hayatına bağlı yapılarda beyin görevi aslında halkın karnını doyurma imkanlarını yaratmaktır.9 Cengiz Han’ın fiili olarak yaptığı da bundan farklı bir şey değildir. O’nun yönetmi etrafına kabileleri ve taraftarlarını toplarken gücünü ve elde ettiklerini etrafındakilerle paylaşmaya dayanıyordu. (Müslümanlar üzerine sefere çıkmak istemiş Tangutlara elçi göndermişti. Burada Cengiz Han’ın elçisine kuvveti yetişmedikten sonra onun hanlığı neye yarıyor dediler).10 Zaten başka türlü etrafına farklı kabileler ve şahısları toplayıp onları bir arada tutamazdı. Bozkır kabileleri bağımsızlıklarını gelir ve ganimet elde edebilmek için bir kişinin idaresine devrediyorlar böylece güçlerini birleştirip ganimet elde edebiliyorlardı.11 Cengiz Han da bu şekilde gücü kendi elinde toplamış ama etrafında birleşen kabileleri tedirgin edecek katı mutlakiyetçi bir yapı sergilememişti. Abartılı unvanlar kullanmamayı, mütevazi olmayı, cömert olmayı tavsiye etmiş,12 nihayet devletini tek bir oğluna bırakmak yerine paylaştırmış ve onları bağlı devlet başkanları şeklinde organize etmişti. Böylece Asya kıtasını doğudan batıya kadar bir idare altına almayı başarmıştı. Bu durumda o bir açıdan Asya’yı tek bir idare altında birleştirdi, bir bakıma da bu idare olabildiğince katı bir merkezilikten uzaktı. Yani bir yandan yasa adıyla sürekli vurgulanan bir gelenek oluşturulacak bir yandan da merkezilikten uzak (adem-i merkezî) bir yapıya sahip olduğu söylenecekti. Bu durum biraz çelişkili görülebilir. Ancak burada merkezi ya da adem-i merkezi dediğimiz mekanizmayı tanımlarsak çelişki olmadığını görürüz.

Kabile yapısının ya da boy teşkilâtının hakim olduğu siyasî yapılarda lider liyakatini ispat ederek yani liderliğe lâyık bir kişiliği olduğunu göstererek başa gelebilir. Sadece mevrus hakkı olduğu için başa geçmesi söz konusu değildir. Buna ilaveten kut sahibi olduğunu göstermek ve kendini etrafındakilere kabul ettirmek durumundadır. Bu şekilde kendini kabul ettirdikten sonra bir hükümdar için gerekli olan otoriteye ya da saygınlığa sahip olabilir, kanun koyabilir, töreyi uygular, bir hükümdarın ihtiyacı olan bugünkü tabirle yasama ve yürütme yetkilerini kullanır ve bu durum, işini hakkıyla yaptığı sürece devam eder. Bir hükümdar olarak bu şekilde sahip oldukları güç anlamında merkezi ve güçlü bir hükümdar portresi çizer. Ancak bu güç daimi değildir, görevini iyi yapamadığı takdirde liderliği kaybeder, kendisinden sonra yerine geçecek kişiyi tam olarak tayin edemez (veliaht gösterebilir ama gösterdiği adayın başa geçmesi zaruri değildir), yeni liderin de kendini ispat etmesi, kabul ettirmesi gerekir. Bu yapıda güç sadece hanedan üyelerinin elinde değildir. Boy beyleri bu konuda etkili şahıslardır. Dolayısıyla gücün paylaşıldığı, bir elde toplânmadığı yani gayri merkezi bir yapı da söz konusudur.13 Cengiz Han da buna uymuş ve etrafındakilere liderliğini kabul ettirmiş ve bir hükümdarın tabii hakkı olan kanun koyma, düzen ve nizam tesis etme hakkını kullanarak yasa tesis etmiştir. Burada sürekli gönderme yapılan yasa aslında içerik itibarıyla olmasa bile davranış tarzı olarak Türk devlet geleneğindeki töreden başka bir şey değildir. Türk devlet geleneğinde töre devlet kurucusu Kağan’ın mutlaka tesis etmesi gereken bir şeydi. Oğuz Han vasiyet edip töre koyduğu gibi Bumin Kağan da tahta çıkınca töreyi tanzim etmişti, Elteriş Kağan da töreye göre bozulmuş olan milleti düzene sokmuştu. Cengiz Han yasası da esas itibariyle Türk devletlerindeki töreden başka bir şey değildi14 ve bu gelenek İslâmiyet’in kabulünden sonra da devam etmişti.15

Cengiz de bir davranış tarzı olarak büyük bey olmanın gereğini yaptı ve kanun koydu. Sonuç olarak Cengiz Han’ın Eski Türk kağanlarından çok farklı bir yapı sergilemediğini söyleyebiliriz. Zaten aksi olsa çeşitli Türk boylarının kendisiyle birlikte hareket etmesini sağlayamazdı. Fakat onun koyduğu yasa hanlık hakkını kendi neslinden gelenlere münhasır kılıyordu. Bununla eski geleneklerden farklı yeni bir hanlık hukuku kurma düşüncesinde olduğunu düşünebiliriz.16 Koyduğu yasa kendisinden sonra da etkili oldu.17 Ancak zaman içinde bu yasa sahip oldukları güçlerini han ile paylaşmak ya da ona devretmek istemeyen güçlü emîrler tarafından kullanılarak, kukla hanzadeler bu emîrlerin güdümünde tahta oturtularak güçlü hanların iş başına gelmesine izin verilmedi. Böylece mutlakiyetçi yapının ya da gücün bir elde toplânmasının önüne geçilmiş oldu. Hakimiyet ve idare hakkının Cengiz Han’ın soyundan gelen erkeklere ait bir hak olması yasası yukarıda saydığımız devletlerde idareci aileyi belirlemekte etkili olmuştur. Ancak Cengiz neslinden gelenler her zaman bu özelliklerine dayanarak etraflarındakilerin kendilerine bağlılığını sağlayamamışlardı. Bunu hem Altın Ordu, hem Çağatay hem de İlhanlı idarelerinde görebiliriz. Bu arada bir hususa daha dikkat etmek gerekiyor o da şudur: söz konusu hanlıkların hepsi Cengiz neslinden gelen hanlar tarafından idare edilmekle beraber hakim oldukları bölgelerde coğrafî şartlarından ve söz konusu yerlerde kendilerinden önce kurulan devletlerin oluşturduğu birikim ve kültürel mirastan da etkilenmişler ve kuruluşlarından bir süre sonra bağımsız birer devlet olmuşlar hatta birbirleriyle mücadele etmek durumunda da kalmışlardır. (Altın Ordu ile İlhanlıların Kafkaslar ve Harezm, Çağataylarla Altın Ordu’nın Harezm ve Seyhun ötesinde, yine Çağataylarla İlhanlılar’ın Horasan için mücadeleleri gibi). Burada Cengiz Han’ın bütün Asya’yı içine alan büyük bir devlet kurduğunu ancak daha sonra onun kurduğu büyük devletin küçük ve yerel devletlere dönüştüğünü söylemek çok da yanlış olmaz. Altın Ordu’dan başlayarak hanlıkların durumuna göz gezdirirsek konuyu daha iyi takip edebiliriz.

Yukarıda sözünü ettiğimiz devletler hem teşkilât hem de nüfus bakımından Cengiz Han’ın oğullarının maiyyetlerine verilen dörder bin Moğolla kurdukları devletler değildir. Bu devletlerin (Çin istisna edilirse) nüfusunu oluşturan halk diğer milletlerin de bulunmasına rağmen Türklerin esas kitleyi oluşturduğu bir nüfus yapısına sahiptir. Aslında Türklerle Moğol boylarının birlikte hareket etmeleri ya da ilişkileri Cengiz’in Naymanları ya da Uygurların hakimiyeti altına almasından daha öncelere dayanır. Hunlar ve Göktürkler zamanından beri bunlar aynı siyasî birlik içinde yer almışlardı. Cengiz’in faaliyetleri sonucu bazen barış (Kırgızlar gibi) bazen de savaş yoluyla ona bağlanan Türk boyları kurulan devlette sosyal, askerî ve idarî bütün mekanizmalarda yer almışlardı. Cengiz’in ilk faaliyetleri Moğollar arasında idi ama genişleyip cihan imparatorluğu hâline geldiklerinde Türklerle meskun bütün ülkeler bu devlete bağlanmak durumunda kaldı. Moğollar azınlıkta kaldıkları bu kitle içinde zamanla Türkleştiler ve İslâmiyet’i seçtiler. 18 Bu durumu Altın Ordu sahasından başlayarak tespit edebiliriz. el- Ömerî19 bu durumu Tatarların Deşt-i Kıpçak’a gelmesiyle Kıpçaklarla akraba olduklarını ve buranın coğrafi durumdan etkilenme Kıpçaklardan kız alma, şehirleri onların arasında bulunmasıyla Kıpçak gibi bir cins olduklarını belirterek açıklıyor. Cengiz Han yaptığı taksimatta Cuci’ye dört emîrin idaresinde dört bin Moğol vermişti. Tayciutlardan Manggur’un binliği, Keskitay Fuman Noyan idaresinde Kesikit binliği, Huşin kavminden Huşiday binliği, Baysungur idaresindeki binlik20 olmak üzere dört kabileden dört binlik verilmişti. Ancak daha sonra bunların sayısı Rus, Çerkes, Kıpçak, Macar ve diğerlerinin katılımıyla artmıştı.21 Altın Ordu sahasındaki kabileler Reşidüddin’in ve diğerleri diye işaret ettiği gibi bunlarla sınırlı değildi. Kongrat, Mangıt, Nayman, Argın, Karluk, Uygur vs. gibi çeşitli kabileler Altın Ordu sahasında etkili olduğunu bildiğimiz kabilelerden birkaçıdır.22 Çağatay ve İlhanlılarda olduğu gibi Altın Ordu sahasında da bir süre sonra dil olarak Türkçenin, din olarak da İslâmiyet’in etkin olduğunu göreceğiz. Altın Ordu sahasında neşredilen yarlıklardan bize ulaşanlarda bu durumu en açık şekilde görmekteyiz.23 Bunlara tarihçilerin verdikleri bilgileri de ilave edebiliriz. Altın Ordu Hanı Berke Han’a Mısır’dan gelen elçilik heyetinin getirdiği mektup tercüme edilmiş ve hanın huzurundakilere Türkçe okunmuştu.24 Altın Ordu hanları arasında İslâmiyet’i ilk kabul eden Berke Han (1256-1266) olmuştur.25 Bu değişime ilaveten Altın Ordu hanları Berke Han’dan sonra büyük Kağan’a bağlı kalmak yerine müstakil hareket etmeyi tercih etmişler ve Menggü Timur’dan itibaren paralarında büyük hanın adını zikretmemişlerdir.26

Altın Ordu Hanlığı’nın Cuci ulusu tarafından kurulduğunu belirtmiştik. Cengiz Han oğlu Cuci’ye diğer çocukları gibi bir miktar Moğol askeri vermişti.27 Ancak Altın Ordu Devleti bünyesinde etkili olan ve isimleri kaynaklarda geçen kabileler sadece Cengiz’in ona verdiği sayı ile sınırlı değildir. Her şeyden önce Batu’nun itaat altına aldığı Kıpçaklar vardı. Bunlar XI. yüzyıl ortalarından itibaren İrtiş Yayık havzasından çıkarak Karpatlar ve Tuna’ya kadar Karadeniz’in kuzeyindeki ovaları tamamen hâkimiyetleri altına alan ve bu topraklara kendilerinden önce gelip yerleşen Hazar, Uz, Peçenek gibi diğer Türk illerinin kalıntılarını da kendilerine katan büyük bir Türk ili idi28 ve bütün bozkıra adını vermişti: Deşt-i Kıpçak, Secut, Kinhit, Huşin, Kıyat, Kograt, Mangıt, Nayman, Barin (Dörmen) Alçi- Tatar, Uygur (Uygur Bacırtık Boga Toktoga Han’ın atalığı olmuştu),29 Karluk, Argun, Kuşçu, Beyrek, Kanglı (Berdi Bek’in atalığı Kanglı Tulubay idi),30 Altın Ordu sahasında etkili olduğunu bildiğimiz boylardan birkaçının adıdır. Burada bizim için mühim olan husus kökenleri ne olursa olsun Moğol ya da Türk kabilelerin Altın Ordu içinde aktif olmalarıdır. Zira Cengiz Han onlu teşkilâtı kabul ederek kabile yapısından daha büyük ölçekli bir organizasyonu mümkün kılmıştı. Şimdi onlu sistem korunmakla birlikte kabileler de bütün güçleriyle varlıklarını sürdürüyor ve kabilelerin ırsî liderleri idarede etkili oluyorlardı. Batu’nun (1227-1256) ve Berke’nin (1256-1266) saltanatı döneminde Cengiz Han’ın mirasına olan sadakat bütün canlılığı ile devam etti. Bu iki han kağanların adlarını ve damgalarını ihtiva eden paralar bastırmışlardı. Altın Ordu da ilk defa kendi adına para darp ettiren Müngge Timur olmuştur (1266-1281). Ancak fiiliyatta bağımsızlığın alâmetleri Berke’den itibaren kendini gösterdi. O kendi devletinin çıkarlarını korumak adına yine kendisiyle aynı gelenekten gelen İlhanlı ile mücadele etmekten geri durmadı.31 Berke Han (1256-1266) devrinde kendinden söz ettirmeye başlayan Tümen emîri Nogay’ın Müngge Timur zamanında (1266-1281) da gücünü arttırdığını görüyoruz. Emîr Nogay, Tuda Müngge Han (1282-1287) zamanında dış devletlerle birebir mektuplaşmasına yabancı devletlerin onu devlet başkanı zannetmelerine bakılırsa gücünü iyice artırmıştı. Aslında Tula Buka Han’ı bir tertiple yakalatıp öldürülmesini ve yerine Tokta’nın han olmasını (1291-1313) sağladığı göz önüne alınırsa devlet içindeki gücünü anlamak daha kolay olur.

Nogay, Tokta Han zamanında da gücünü korumaya devam etmiş ve Han ile arası bozulan emîrleri himaye etmek ve Han istediği zaman geri vermemek gibi işler yapması, kendisine sığınan emîrlerin bir süre sonra onun tavırlarından rahatsız olup tekrar Tokta Han’ın yanında yer alabilmeleri emîrlerin hareket tarzını ve han ile olan ilişkilerini göstermesi bakımından ilginçtir ve mutlak merkeziyetçi bir yapı manzarası arz etmemektedir. Hanların hanlıkları veya liderlikleri ancak emîrlerin onları desteklemeleriyle mümkündür.32 Bu durumu Nogay’dan sonra Özbek Han’ın tahta geçişi sırasında da müşahede edebiliyoruz. Tokta Han atalığı Uygur Bacırtık Boga’nın tesiriyle Batu Han neslinden kim varsa hepsini öldürtmüş sadece veliahdı olarak oğlu İlbasar’ı bırakmıştı (bu şekilde saltanat için kardeş katli alışılmış bir davranış tarzı değildir). Ancak İlbasar da kendisinden önce ölünce Batu Han ailesinin sona ermesi tehlikesi ortaya çıkmıştı. Tokta Han soyunun tükenmesinden kederlenerek yatağa düşmüştü. Bunun üzerine Özbek Han’ın annesi Gelin Bayalun Özbek’in varlığını haber verdi. Tokta Han öldürttüğü şehzadelerden kardeşi Tuğrulca’nın eşi olan Gelin Bayalun’u daha sonra kendine nikâhlamıştı. Tuğrulca’nın öldürülmesi sırasında gebe olan Gelin Bayalun kısa süre sonra doğan oğluna Özbek adını vermiş ve onun hayatını kurtarmak için Kabartay ülkesinde yakını olan İnal Bey’in yanına göndermişti. Bu haber Tokta Han’ın üzüntüsünü azaltmış ve yakın emîrlerinden Kıyat Astay ve Secut Alatay beyleri Özbek’i getirmekle görevlendirdi. Beyler Özbek’i getirdiklerinde Tokta Han ölmüş ve atalığı, Uygur Bacırtık Buga ilinin kalabalık oluşuna güvenerek hanlığını ilân etmiş, Gelin Bayalun Hatun’u da kendine nikâhlamıştı. Kıyat Astay ve Secut Alatay beyler Uygur Bacırtık Buga’yı hile ile öldürerek Özbek’i han ilân ettiler. Nogay’ın hanları belirleyen etkisinden sonra burada da Özbek’in hanlığını yine emîrler belirlemiş oldular.33 Uygur Bacırtık Buga Hanlığı’nı ilân edince, Cuci Ulusu’nun bütün prensleri bu durumu kabullenmek zorunda kalmış sadece Şiban Han neslinden gelenler kendilerine bağlı Karluk, Beyrek, Kuşçu ve Nayman illerini alarak kendi yurtlarına çekilmişlerdi. Özbek han olunca Bacırtık Buga’ya muhalefet etmeyen ve onun hanlığını kabullenen bütün prenslerin illerini ve malikânelerini ellerinden alarak onları kendisinin han olmasında emeği geçen Kıyat Astay’ın emrine vermişti. Burada prenslerin güç kaynağı olan malikanelerinin ellerinden alınarak bir boy beyinin, bir emîrin eline verilmesi şüphesiz emîrin gücünü arttırmasına katkıda bulunacak bir husustur. Bu örnek bize daha sonra Kırım Hanlığı’nda karşılaştığımız bir durumu hatırlatmaktadır: kimin Han olacağı Karaçi beylerinin özellikle Uluğ Bey’in (baş karaçu) seçmesi durumudur ve bunun üzerinde aşağıda durulacaktır. Özbek Han’ın saltanatı (1313-1340) Altın Ordu Hanlığı’nda parlak bir devir olarak görülmektedir. Özbek Han’dan sonra yerine geçen oğlu Cani Bek Han (1340-1357) kardeşi Tini Bek’i bertaraf etmişti. Cani Bek Han’dan sonra Berdi Bek’in (1357-1360) saltanata geçişinde de emîrlerin rolü görülüyor. Tümen Beyi Kanglı Tulubay, Berdi Bek’i babasına karşı kışkırtarak onun başa geçmesinde etkili olduğunu görüyoruz.34 Cani Bek Han’ın boğdurulması üzerine Berdi Bek, Tulubay tarafından tahta oturtulmuş ve karargahta hazır bulunan beyler alelacele getirtilerek bağlılık yemini ettirilmiş, biatte gecikenler ve imtina edenler de hemen katledilmişlerdi. Bu şekilde Tulubay tarafından tahta oturtulan Berdi Bek yine onun telkiniyle oniki kardeşini de öldürmüştü. Kanglı Tulubay’ın amacı hanedanı yok etmek idi. Huzursuzluk ulus emîrleri arasında da yayılmış ve İtil boyunda bulunan Kıyat Mamay kendine bağlı illeri alarak Kırım’ın ilerisinde Özü rmağına katılan Erel, Samar ve Yılkı sularından Turla ırmağına kadar uzanan yerlere göçürmüş, Sol kol illerini ise Kıyat Astay’ın torunu Tengiz Buka, Sir Derya boylarına alıp götürmüştü.35 Onların bölgeden ayrılması ile Kıyat emîrlerinin idaresindeki birçok boy ve oymak tarafından korunan Altın Ordu başkenti olan Saray şehri korumasız kalmış ve hanlığını ilân edenlerin arasında sık sık el değiştirmişti.

Mensup olduğu sülaleye son verdiği için "kökün kırgan köten Han” olarak anılan Berdi Bek ile Altın Ordu tahtında "Bulkak” (karışıklık) devri denilen bir karışıklık dönemi başlamış ve daha o tahtta iken yedi rakip han ortaya çıkmıştı. Hanedanın hangi kolundan geldikleri bilinmeyen birçok hanın aynı tarihleri taşıyan paralarının bulunması karmaşayı göstermeye yeterdir.36 Bu karışık dönem Urus Han’ın arkasından da Toktamış’ın hanlıkları döneminde nisbeten ortadan kalkmıştır. Toktamış Altın Ordu tahtına geçebilmek ve müstakil bir hükümdar olabilmek için sadece hanedan üyeleri ile değil Mamay gibi kuvvetli bir emîr ile de mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştı. Burada Mamay ile ilgili olarak onun Ak Orda hariç Altın Ordu’nun büyük kısmını idaresi altında olduğunu hatırlatmak lazım. Mamay’ın Cuci ulusunun doğusundaki olaylara yani Urus Han’ın Ak Orda’da idareyi tesisine ve Toktamış’a çok dikkat etmediği anlaşılıyor. Belki onu kendine ciddi bir rakip olarak görmüyordu. Fakat Cengiz neslinden gelen bir han olarak Altın Ordu’nın tamamına hakim olmak isteyen Toktamış için Mamay en ciddi rakip idi. 1380’de Kulikova da Mamay’ın Ruslara yenilmesi ve bu savaşta büyük zayiat vermesi Toktamış’ın Mamay’ı yenmesini kolaylaştırdı. Kalka Irmağı kenarında yapılan bu mücadele bir Han ile Emîr’in ilk kez karşı karşıya gelişi değildi. Aynı manzarayı daha önce Emîr Nogay devrinde de görmüştük. Toktamış Mamay’ı yenerek Hacı Tarhan’dan Bulgar’a kadar uzanan Volga toprakları, Kuzey Kafkasya, Volga’nın batısındaki yerler ve Kırım gibi Altın Ordu’nun en önemli bölgelerini ele geçirdi. Böylece Harezm hariç bütün Altın Ordu’ya hakim oldu.37 Bu andan itibaren de Emîr Timur ile karşı karşıya geldi. Timur Harezm’i ele geçirebilmek için dört sefer düzenlemek zorunda kalmıştı. Harezm’de hakim olan Kongrat kabilesi Cengiz Han zamanından beri dünür kabile idi. Cuci’den itibaren Batu ve diğer hanların birçok eşleri vardı ancak bunlar bir tanesi mutlaka Kongrat kabilesinden olurdu.38 Yani bu bölge ve hakimleri olan bu kabile Altın Ordu’ya daha yakındı. Timurla, Toktamış’ın çekişmesinde bu iki bölgenin (Azerbaycan ve Harezm) hakimiyeti dışında etkenler de olduğunu düşünmek mümkün. Toktamış’ın Altın Ordu’nun tamamına hakim olduğu tarihlerde Cengiz Han’ın halefleri tarafından kurulan devletler yıkılmışlardı. Ancak Cengiz yasası hâlâ etkisini sürdürüyordu. Emîr Timur Suyurgatmış’ı han ilân etmek zorunda kalmıştı, Altın Ordu sahasında emîrler hanları belirleyecek kadar güçlenebiliyorlar ama han olamıyorlardı. Böyle bir politik geleneğin canlı olduğu durumda Cengiz neslinden ve han olma hakkına sahip birinin Altın Ordu’da güçlenmesi ve Cengiz Han’ın mirasını canlandırma hevesine kapılması her zaman mümkündü. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi de Timur’un devletinin sonu olurdu. Zira Timur meşruiyet bakımından Toktamış ile boy ölçüşebilecek durumda değildi ve Toktamış’a bu imtiyazı veren gelenek Timur’un hakim olduğu bölgeler ve onun askeri gücünü oluşturan kabileler arasında da hâlâ canlıydı. Bu durumda Timur için Toktamış’ın gücünün kırılması kaçınılmazdı.

Urus Han’ın gücünü kırmak amacıyla tahta geçmesi için desteklediği Toktamış ile şimdi kendisi karşı karşıya kalmıştı. Sonuçta 1391 ve 1395 yıllarında iki kez yapılan savaşı da Timur kazandı ancak Toktamış’ı ele geçirmeyi başaramadı. Fakat onun tekrar güçlenmesini engellemek için geniş çaplı yağmalar yaptı. Toktamış Han’ın gücünü kaybetmesinden sonra Altın Ordu sahasında Mangıtlardan Emîr Edige’in (Edigey) etkili olduğunu ve istediğini hanlık tahtına oturtabildiğini görüyoruz.39 Altın Ordu’da emîrlerin birbirleriyle ve hanlarla, mücadeleleri yoğun bir şekilde devam ederken Rus prensliklerinin merkeziyetçi bir devlet halinde birleşmeleri40 aslında Altın Ordu’nun kaderinin belirlenmesinde Timur’un seferlerinden daha etkili olmuştur.41 Altın Ordu Hanlığı tahtında Toktamış Han’dan sonra Mangıtlardan Emîr Edige’nin desteği ile Timur Kutluğ, Şadibek ve Polat Sultan’ın hanlıkları sözkonusu oldu fakat bunlar kukla han durumundaydılar. Hanlar arasındaki çekişmeler devam ediyordu, ancak hâlâ Rusya, Litvanya ve Lehistan gibi komşularını rahatsız edebilecek kuvvetteydiler. Altın Ordu’daki karışıklıklar nedeniyle hiçkimse vergilerini ne zaman ve kime vermek gerektiğini bilmiyordu. İç savaşlar üretim kuvvetlerini yıkıyor, ahali yoksullaşıyor, çiftçi ve esnafın ürünleri azalıyor, buna karşılık değişen hükümdarların talepleri artıyordu. Bu ekonomik hayatı bunalıma sürüklüyordu. Ticaret transit mahiyetini kaybetmişti. Altın Ordu’da çöküş yaşanırken Moskova sosyal ve siyasal alanda gelişme göstermiş ve Altın Ordu’nın iç mücadelelerinden faydalanmaya bile başlamışlardı. Birbiri ile mücadele eden hanlar istedikleriyle ittifak yaparak daha tehlikeli olanı zayıflatmaya çalışıyorlardı. Emîr Edige’nin ölümünden (1419) sonra birkaç han ortaya çıktı: Uluğ Muhammed, Devletberdi ve Barak. Bunların mücadeleleri Altın Ordu’nun parçalanmasını başlattı. Uluğ Muhammed Kazan’a çekildi ve Kazan Hanlığı’nı kurdu. Barak’a yenilen Devletberdi Kırım’a göçtü ve akrabalarından Hacı Giray Kırım Hanlığı’nı kurdu.42 Kırım Hanlığı’nda hanın belirlenmesinde kabilelerin ve bunların ırsi liderlerinin rolü daha açık olarak ortaya çıkmıştır. Kırım Hanlığı’nda Karaçi/karaçu beyler denilen kabile beyleri (Şirin, Barın, Argın, Kıpçak ve Mangıtlar) hanlık makamına kimin oturacağına karar verirlerdi. Bunlar askerlerin çoğunluğuna kumanda ediyor ve hanlığın aslî siyasetini tayin ediyorlardı. Bu beylerin desteği ve sadakati ile hanlar tahtta kalabiliyorlardı. Hatta Osmanlı himayesine girdiği zaman bile bu beyler hanın kim olacağı hususunda belirleyici olmaya devam etmişlerdi.43

Altın Ordu’da saltanatla ilgili gelişmeler böyle olurken Hülagu tarafından kurulan İlhanlı Ulusu içinde de Altın Ordu’da olduğu gibi Hanlık makamına kimin geçeceği konusunda emîrlerin son derece etkili olduklarını görüyoruz. İlhanlı Devletinin kurucusu Hülagu44 büyük kağan Möngge tarafından bölgeye gönderildiğinde burada Emîr Argun nisbeten düzeni sağlamıştı. Bu emîr düzenlediği seyahatlerle yerel halktan gelen memurların ve idarecilerin güvenini sağlamış ve nisbeten düzeni tesis etmeyi başarmıştı. Hülagu’nun bölgeye gelişi ile kendisi müşavir olarak kalmış, Abaka döneminde (1265-1282) ise adeta işten el çektirilmiştir.45 Hanlığın kurucusu Hülagu’nun ölümünden sonra yerine Abaka’nın tahta çıkmasında emîrler etkili olmuştu.46 Abaka’dan sonra tahta çıkan Teküdar Müslüman olup Ahmed adını almış ve atalarının kanunundan ayrıldığı için ve atalarını tanımayıp İslâmiyet’i seçmesi ve takip ettiği politika nedeniyle emîrler Argun’a meylettiler ve neticede Ahmet Teküdar hanlık makamını kaybetti.47 Argun’un ilhan olmasında etkili olan Emîr Buka, elde ettiği güce dayanarak Argun Han’ı bertaraf edip yerine kendi himayesinde birini tahta çıkarma teşebbüsü anlaşılınca öldürüldü.48 Argun Han’dan sonra emîrlerin önemli bir kısmı şehzade Geyhatu’nun (1291­1295) başa geçmesi konusunda anlaştılar. Onun saltanatı döneminde gerçek güç emîrlerin elindeydi.49 Geyhatu’dan sonra başa geçen Baydu 1295’te tahta çıkışında şehzade, hatun ve emîrlerin müşterek müdahalesinin olduğu biliniyor.50 Yukarıda adı geçen Emîr Argun’un oğlu olan ve Müslüman olan Emîr Nevruz da Gazan Han’ın iktidarı elde etmesinde ve daha sonra da büyük çaplı reformları gerçekleştirmesinde etkili olmuştu. Gazan Han’a kadar (1295-1304) İlhanlı hükümdarları büyük hanların onayını aldılar. Gazan Han’dan itibaren bu konu Büyük Han Kubilay’ın ölmüş olmasının da etkisiyle önemini yitirdi.51 Hanedan da varlığını ancak otuz yıl daha sürdürebildi.

İlhanlı Devleti ile yaklaşık aynı dönemde gücünü yitiren Çağatay Hanlığı sahasında da Altın Ordu Devleti’nde olduğu gibi bazı değişimler olmuştu. Bu da devletin kurulduğu coğrafyada kendilerinden önce oluşan siyasî yapıların birikiminden etkilenmek suretiyle olmuştur. Bu etkilenmenin uzantısı Timurlu Devleti’nde daha net hissedilmiştir denilebilir. Timurlulara gelmeden önce Çağatay Hanlığı’ndaki gelişmelere bakalım. Hanlık Cengiz’in halefi devletler arasında bağımsızlığını en geç elde eden devlettir. Çağatay Hanlığı’nda ilk Müslüman hükümdar Kara Hülagu ve Organa Hatun’un oğulları olan Mübarek şah idi. 1264’te Çağatay tahtına oturmuş ancak Kubilay’ın Barak’a yarlık vererek Çağatay ulusunun başına göndermesi üzerine Mübarekşah tahtı bırakmak ve Barak’ın maiyetinde Barscı emîri olarak vazife almak mecburiyetinde kalmıştı.52 Daha sonra Barak’ın ve Alaaddin Tarmaşirin’in de İslâmiyet’i kabul ettiği biliniyor. Bu değişim şüphesiz hanedan üyeleriyle sınırlı kalmadı. Önemli bir şecere olan Muizzü’l-ensabda geçen isimler onomastik bakımdan değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç bu dönüşüm bakımından çarpıcıdır. Buna göre Çağatay Ulusu içindeki Barlas kabilesi çok hızlı bir şekilde Orta Asya’daki geniş Müslüman nüfusu içinde hızla değişime uğramış ve Müslümanlığı seçmiştir.53 Seyyah İbn Battuta’nın verdiği bilgiler Çağatay Hanlığı’ndaki dil olarak Türkçenin, din olarak İslâmiyet’in etkisini çok açık şekilde sergilemektedir. Diğerlerinde olduğu gibi İslâmileşme ve yerlileşme süreci içinde İslâmiyeti kabul eden hükümdara karşı geleneklerine sadık kalmak isteyenlerin muhalefeti bu hanedanda da yaşandı. Bu anlamda 1326-1335 tarihleri arasında hanlık makamında oturan Alaaddin Tarmaşirin iyi bir örnektir. İbn Batuta’nın54 verdiği bilgiye göre, Türkçe konuşan bu hükümdür sabah ve yatsı namazlarını cemaatle birlikte kılacak kadar dindardı. Hanlığının son dört yılında Almalık bölgesine hiç gitmediği için Cengiz yasasına riayet etmemekle suçlanmıştı. Nitekim Almalık yakınlarında yapılan kurultayda Cenkşi ve Bozanoğul’un elebaşılığını yaptığı muhalifleri tarafından hanlıktan azledildi ve daha sonra da katledildi. Sonuçta Çağatay ulusu, Cengizî geleneklerin canlı olduğu doğu ve yerleşik kültüre ve İslâmiyet’e daha yakın olunan Maveraünnehir olmak üzere bir ayırım söz konusu oldu. Maveraünnehir bölgesinde bulunan göçebe ve göçebe geleneklerini sürdüren nüfusa Çağatay deniyordu ancak artık burada Çağatay soyundan hanlar idarede değildi. Öte yandan doğuda Çağatay sülalesinden gelen hanlar varken bile buradaki halk kendini sadece Moğol olarak tanımlıyordu. Bu şekilde Çağatay ve Moğol gibi tanımlamaların yanı sıra Moğollar Çağataylara karaunas (melez) ve Çağataylar da Moğollara çete (haydut) diyorlardı.55

Bu ayırıma rağmen Batıdakilerin Cengiz geleneğinden tam koptuğunu iddia edemeyiz. Timur faaliyete başladığı dönemde bir yandan hocalar (dervişler) bir yandan da kabile reisleri ile temasta idi. Zira döneminin iki önemli güç odağı bunlardır. Çağatay Hanlığı ve Timur’un devletini kurduğu coğrafya (Timur Çağatay Han’a düşen yerlerden fazlasını hakimiyeti altına almıştır) politik geleneğe dair birikim bakımından Altın Ordu Devleti’nin kurulduğu coğrafyadan biraz farklılık arz etmektedir. Burada Timurlu Devleti’nin yayıldığı yerlerde, daha önce kurulan devletlere bakarsak bunların sosyal organizasyon bakımından belirli sistemleri olan gelişmiş yapılar olduğunu görürüz. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Harezmşahlar, Karahanlılar, Gazneliler ve diğer irili ufaklı İslâm devletleri teşkilât sahibi devletlerdi. Bu devletlerin hepsinde saltanatın intikali konusunda bazı benzerlikler görmek mümkündür. Hanedanının bir aileden devam etmesi gerektiği fikri hepsinde görülür. İdareci aile olarak halifelerin Kureyş’ten olması fikri çok yaygın bir kanaatti. Gazali saltanat fikrini ortaya atarak halifenin yanı sıra bu kabile dışından gelen şahısların hükümdarlıklarını entelektüel anlamda meşrulaştırmış oldu.56 Hanedanların hakimiyetlerinin meşruiyetini sergilemek için kendilerinden önce gelen meşrulukları kabul görmüş sistemlere bağlamaya çalışmaları da sık görülen bir durumdu. Samaniler kendilerini Behram Çubin’e dayandırır. Selçuklular Oğuz Han’a, yine Osmanlılar Oğuz nesline gibi. İdareci ailelerin kendilerini meşru gösterme yöntemlerinden biri de dönemlerinde gücü ve meşruiyeti bakımından kabul görmüş hanedanlarla akrabalık ilişkisi kurmaya çalışma yoludur. Tuğrul Bey’in Halife’nin kızı ile evlenmek istemesi gibi. Timur da Cengiz neslinden Saray Mülk hanımla evlenmiş ve Güregen (damat) sanını bir unvan gibi kullanmıştır. Çocuk ve torunlarını da Cengiz neslinden gelen hanımlarla evlenmesini istemiştir. Kısıca söylemek gerekirse bir yandan İran-İslam geleneği bir yandan da Cengiz Yasası Timur döneminde politik geleneği biçimlendiren iki önemli kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Yasa gereği han olma hakkı Cengiz Han neslinden gelen erkeklerin hakkıydı. Ancak uygulamada bazı değişiklikler olmuştu. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız Altın Ordu ve İlhanlılar içinde meydana gelen değişim ve emîrlerin güç kazanmaları çok benzer şekilde Çağatay Ulusu içinde de ortaya çıkmıştı. İşte Emîr Timur bu yapı içinde ortaya çıktı ve diğer emîrlerin başaramadığı bir şeyi başararak kendi hanedanını kurdu. Bunu başarması Asya tarihi bakımından son derece önemlidir. Zira onun hanedanını kurması ile hükümdarlık hakkının sadece Cengiz neslinden olanlara ait olduğu şeklindeki yaygın fikir kırılacak ve Timur’dan sonra soyundan gelenler müstakil hükümdarlar olarak kendi adlarına para bastırıp hareket edeceklerdir. Şüphesiz bu değişim zaman içinde ve yavaş yavaş oldu. Timur meşruiyetini doğrudan doğruya iddia etmedi ve paralarını Suyurgatmış yada Mahmud adına darp ettirdi ve kendisi bu paralarda Emîr Timur Güregen olarak anıldı.57 Onun kukla han kullanmasının nedenini daha önce açıklamaya çalıştığımız güçlü kabile reislerinin tavrında aramak mümkün. Emîrler Timur’a kendilerine itaat edebilecekleri bir han göstermesini istediler o da Suyurgatmış Oğlan’ı hanlık tahtına oturttu.58 Böylece önemli ölçüde askeri gücün kaynağı olan kabileler ve onların ırsi liderlerini idare altına almayı başardı,59 öte yandan bulunduğu coğrafyada etkili olan İslâm kültürünü ve bunun temsilcileri ile olan ilişkisini de kendini İslâm alemini müfsidlerden temizleyen biri olarak lanse ederek düzenledi. O Müslümanların emîri, Türklerin beyi ve Moğolların güregeni idi. Onu takip edenler bu geleneklerden hangisine bağlı olurlarsa olsunlar kendilerine yakın bir yön buldular böylece onun yanında yer aldılar. Timur da kendini bunlardan birine dahil etmek yada sadece birine dayanarak hareket etmekten kaçındı.60

Timur’un başlangıçtan itibaren hareket tarzına bakılırsa değişen şartlara göre değişik hakimiyet kaynaklarını vurguladığını ve nihayet kendi hakimiyetini tesis ettiğini görürüz.61 Timur nihayet kendi hanedanını kurmayı başarmıştı. Hatta Cengiz Han’ın şöhretiyle yarışacak bir şöhrete de ulaştı. Çin hariç onun sefer düzenlediği yerlerin tamamı idare altına alınmıştı. Nihai hedefi olan Çin üzerine düzenlediği seferin başında Otrar da 1405’te vefat etti. Güçlü bir devlet adamının ölümü özellikle ölen kişi göçebe bir hâkim ise genellikle siyasî çöküş ve silahlı veraset mücadelelerine yol açmıştır. Timur’un ölümünden sonraki mücadelelerde onun gücü ve yayıldığı yerlerle orantılı olarak uzun ve geniş bir bölgeye yayılmış oldu.62 Aslında Timur bir veliahd göstermişti ancak bunun pek bir anlam ifade etmediğini63 yaşanan olaylar göstermişti.64

Timur’un kurduğu devlet içinde yaşananlar Asya tarihinde Cengiz Han’la oluşturulan yapının ve politik geleneğini de biraz değiştiği bir dönem olması bakımından önemli bir dönemdir. Timur’dan sonra devletin başına geçmeyi başaran Şahruh artık kuklada olsa bir han tain etmek mecburiyetinde kalmamıştı. O paralarında sultanü’l-azam unvanını kullanırken65 kaynaklar kendisinden hakan-ı said olarak söz etmektedirler.66 O hükümdarlığını ve meşruiyetini İslâm geleneğine göre ifade ediyor ve han olmak ya da bunun gibi tartışmalara girmiyordu. Ancak burada onun döneminde Timurlu Devleti’nin tamamen yasadan ya da geleneksel yapıdan uzaklaştığını ve sadece şeriate ve İslâm geleneklerine bağlı kalındığını iddia etmek67 doğru görünmüyor.68 Kişisel olarak dindar bir portre çizmesine rağmen devlet idaresinde etkili olan şahıslara ve onu destekleyen emîrlere bakılırsa geleneksel yapı bütün canlılığı ile devam etmektedir.69 Yani idareyi ve yönetimi elinde tutan emîrler Timur’u destekleyen ve onun zamanında da iş başında olan emîrlerdir. Şahruh Bahadır bunların gücünü kırmak ya da sınırlamak yoluna gitmemiş, han olmak iddiasında bulunmamıştır. Ancak aynı hükümdarın saltanatı sırasında Maveraünnehir hakimi durumunda olan oğlu Uluğ Bey Moğollarla sınır komşusu olması nedeniyle de daha yakın idi. Muhtemelen bu nedenden ötürü güregen lakabını taşıdığı70 gibi kukla han tayin etme geleneğine de uymuştu. Öte yandan hakim olduğu yerleri bir yandan Moğollara bir yandan da Deşt-i Kıpçak’tan güneye inmeye çalışan Özbeklere karşı korumak zorunda kalmıştı. Bu iki bölgede de yukarıda açıklamaya çalıştığımız boy yapısı bütün canlılığı ile devam etmekteydi. Timurlu hanedanı içinde Ebû Said dönemi politik gelenek bakımından önemli bir dönemdir. Ebû Said döneminde saltanatı belirleyen unsurlara kabilelerin yanısıra şehirlerde yaşayan ve tasavvuf erbabının liderliğinde kendilerini ifade eden bir grubuda ilave etmek gerekiyor. Nitekim bu hükümdarın tahta çıkışı bu sayede olmuştu.71 Bu duruma ilaveten Ebû Said ile Moğol Hanı Yunus Han arasında geçen bir konuşma politik gelenekteki değişmeyi bize açıkça göstermektedir. Tarih-i Reşidi’deki bilgiye göre Sultan Ebû Said (1451-1469) Yunus Han’ı destekleyerek onu Moğollar arasına göndermek üzere Irak’tan getirtti. Horasanda Bağ-ı Zegan’da Timurlu hükümdarı Ebû Said ile Yunus Han arasında şöyle bir konuşma geçti. Ebû Said Yunus Han’a " Emîr Timur’un ilk seferinde kumandanları doğal olarak ona itaat etmediler, Bunun üzerine o hepsini öldürebilirdi fakat bu şekilde kendi gücünü zayıflatmış olurdu. Kumandanlar kendisine itaat etmemiz gereken bir han göster dediler. Böylece Emîr Timur, Suyurgatmış Han’ı onların üzerine han tayin etti ve emîrler bu şekilde ona bağlandılar. Bütün fermanlar han adına yayınlanıyordu. Ancak Emîr Timur onu sıkı denetim altında tutuyordu. Ölümünden sonra oğlu Mahmud Han onun yerine atandı. Fakat Mirza Uluğ Bey zamanına kadar bu hanların gücü sözde idi. Benim zamanımda hanlar genellikle Semerkand’da hapistiler. Ben tahta geçtiğimden beri iktidarım sağlam olduğu için bir hana ihtiyacım yok. Bu yüzden şimdi seni yoksulluk elbisesinden çıkarıp, hükümdarın kıyafetleriyle donatıp kendi yurduna göndereceğim, benim vassalım olacaksan ‘hâdim-i mahdûm’ adına tahammül etmek zorundasın ve arkadaş adını ortadan kaldırman gerek” demiştir ve Yunus Han da can-ı gönülden bu şartları kabul etti.72

Sultan Ebû Said kendini kukla han tayin etmek zorunda hissetmemiş ancak paralarında ve yarlıklarında güregen lakabını kullanmıştı.73 Ebû Said saltanatını iki unsura borçluydu. Biri Ubeydullah Ahrar liderliğindeki tasavvuf ehli idi diğeri de Argun kabilesiydi. Argun kabilesi Timur ve Şahruh döneminde kendinden pek söz ettirmemiştir. Oysa Ebû Said devrinde devlet idaresinde en önemli noktalarda bu kabileden gelen emîrleri görüyoruz.74 Bu şekilde Ebû Said’in yapısal bazı değişikliklere gitmek istediği bunun da zaman zaman tepkilere neden olduğu açıktır. O Timurlu Devleti’nin tahtına oturabilmek için sadece Timurlu mirzalarıyla değil Emîr Nur Said Bilkut ve Emîr Halil gibi emîrlerin isyanlarıyla da uğraşmak zorunda kalmış ve bunlardan Emîr Halil’i çocuklarıyla birlikte öldürtmüştü.75 Ebû Said de bu kararını diğer emîrlere açıklamak ve savunmak durumunda kalmıştı. Bu durum emîrlerin hükümdar karşısındaki güçlü konumlarını göstermek bakımından önemlidir. Ebû Said Timurlu Devleti’ni toparlamaya çalışan son hükümdardır denilebilir. Onun Azerbaycan’ı da ele geçirmek amacıyla çıktığı son seferinde adeta yalnız bırakılması ve yenilgiye mahkum edilmesi ve Uzun Hasan tarafından yakalandığında, tekrar saltanatına kavuşursa kendilerini cezalandırmasından endişe eden emîrlerinin teşvikiyle Uzun Hasan tarafından öldürülmesi güçlü bir hükümdar istemeyen emîrlerin direnişi gibi değerlendirilebilir. Onun ölümünden sonra Timur Devleti hızla küçülmüş ve bir bölge devleti, bir şehir devletine dönüşmüş ve nihayet Özbeklerin ilerlemesiyle tarih sahnesinden silinmiştir. Kısaca ifade etmek gerekirse Timurlu dönemini politik gelenek açısından değerlendirirsek han unvanının meşru hükümdar tarafından kullanılma mecburiyetinin ortadan kalktığı bunun yerine İslâmî kökenli emîr ve sultan gibi unvanların gündeme geldiğini söyleyebiliriz. Şüphesiz bu değişim Timurlu Devleti’nin merkezi toprakları diyebileceğimiz Maveraünnehir ve Horasan bölgesindeki sosyal yapıyla ve tarihî birikimle doğrudan bağlantılıdır.

Sonuç

Cengiz Han Naymanları yendikten bir süre sonra 1206 yılında toplânan bir kurultayda han ilân edilmiş ve onlu sistemi kabul eden bir düzenleme yapılmıştı. Bu düzenlemenin önemi kabile yapısının yerine boy teşkilâtından daha geniş çaplı organizasyonu mümkün kılması idi. Bu sistemin kabul edilmesinin yanı sıra bazı kabileler savaşlar sonunda ganimet gibi tasavvur edilip paylaşılmış ve dağılmıştı. Böylece nüfus bakımından da bir harmanlama meydana geldi. Bu şekilde kabillerin gücü ikinci plâna düşmüş ve Cengiz neslinden gelen hanedan üyelerinin liderliğinde, yeni bir siyasî organizasyon kuruldu. Buna göre hanedandan biri büyük kağan olurken, buna bağlı uydu devlet (bağlı devlet) diyebileceğimiz devletler de Cengiz Han’ın yaptığı taksimat doğrultusunda oluştu. Böylece bütün Asya (Arabistan ve Hindistan hariç) tek idare altında toplânmış oldu. Bu sistemde han olma hakkı yine sistemin kurucusu Cengiz Han’ın koyduğu yasa gereği kendi erkek neslinden gelen şahıslara ait idi (Cengiz Han’ın ve oğullarının kızlarından yani bu soya bağlı hanımlardan doğan erkeklerin bu hakkı yoktu). Ancak kurulan bu sistem bir süre sonra tekrar kabile ve boy yapısının canlanmasına engel olamadı.

Boylar ve bu boyların ırki liderleri politik yapıda etkili olmaya devam ettiler (Altın Ordu, Çağatay ve İlhanlı Uluslarında bu durumu yazımız boyunca açıklamaya çalıştık). Ancak yerleşmiş kanaat meşru hanın Cengiz soyundan gelmesi gerektiği şeklinde olduğundan bu boy beylerinden hiçbiri yeni bir hanedan tesis edemedi. Beyler kimin han olabileceğine karar verebilecek kadar güçlendiler fakat kendi hükümdarlıklarını ilân edemediler. Kendilerini hükümdar ilân edememeleri yeni ve canlı bir devletin kurulmaması anlamına da geliyordu. Bu durum Timur’un devletini kurmasına kadar devam etti. Timur da beylerin (emîr) istediklerini han tayin ettikleri ve bu kukla hanlar adına faaliyet gösterdikleri bir dönemde faaliyete başladı ve o da kendini han ilân edemedi ve bir han (Suyurgatmış Han) tayin etti. Onun neslinden gelen hükümdarlar bir han tayin etmek zorunda kalmadılar. Timurlu hükümdarları han unvanını almamışlar bunun yerine İslâm geleneğinden gelen sultan unvanını kullandılar. Bu farkla kendi hükümdarlıklarını açıkça ifade edebildiler.


You can "sorry" and" I love you"
As much as you want but if you
Can't prove itup, you words don't mean a thing.


Olha ai Luiza Donat Dolenga!!!!!


http://www.kaskus.co.id/thread/000000000000000006476749/nasib-donat-jco-dan-breadtalk-yang-tidak-habis-terjual/


Xe, li han donat un premi i tot...


Türkçe olarak hazırlanan ve Türkiye’de yayınlanan ilk Kazanç Sistemi “Google Kazançları Eğitim Kitidir”. Bu konu hakkında hazırlanmış En Detaylı Eğitim Rehberidir.

Google Kazançları size neler kazandırır?

* Çok az bir çaba ile iyi bir kazanç elde edersin: Her gün sadece "3 saat" çalışıp, kısa zamanda hızla artan bir aylık gelire sahip olursun.
* İş sahibi olursun: Kimse seni yönetmez, kendi işini bir tek sen yönetirsin.
* Ofis aramak zorunda değilsin: İnternet ofisindir. Dilediğin yerden, istediğin saatte, istediğin, dilediğin kadar çalışabilirsin. Satabilecek ürün, alıcı, pazar edinmene gerek yoktur.
* Borçlarını nasıl ödeyeceğini artık düşünmezsin: Google Kazançları E Kitabı sayesinde kısa vadede alacağın kazanç ile borçlarını kolaylıkla ödersin.
* Kendine daha çok vakit ayırabilirsin: Sürekli istediğin o tatili artık yapabilirsin.

Google Kazançları Kitabı’nı indir, bir an önce internetten para kazanmaya başla ve tüm hayallerini gerçekleştir! Haftada sadece birkaç saat çalışarak, dünyanın 1 numaralı arama ağı Google’dan bir ayda 1000lerce doları otomatik olarak alabilirsiniz!

Google Kazançları Eğitim Seti, Türkiye'de Affiliate Marketing Sistemi'nin öncülüğünü yapan kaynaktır. Google' ın gücüne ne kadar tanık oldun? Buna her gün tanıklık ediyoruz. Google Kazançları Kitabını kullanarak Google’ın bu gücünden yararlan ve kendi gücünü oluştur. Google’ın ve sağladığı diğer servisler sadece birer araçtır. Asıl güç, bu servisleri doğru kullananların elindedir! Bu neden sen olmayasın?

Google Kazançları Eğitim Kiti bir elektronik kitaptır. Anında download ederek kullanabilirsin. İnternetten kazanmaya başlamak için çok para harcamana ya da bir web siten olmasına gerek yok. Sahip olman gereken tek şey iyi bir rehber yani Google Kazançları Rehberidir. Sonrasında ise biraz çaba harcayıp kitapta yazılanları doğru olarak yapmak yeterli olacaktır.

Google Kazançları Kitabı’na sahip olduğunda yeni bir dünya ile tanışacaksın. Hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını verecek olan bu eğitim kiti, yapman gerekenlerle ilgili sana adım adım kılavuzluk edecek. Burada anlatılanlardan önce karar vermelisin. Para kazanmak istiyorum ve ben de bu dünyada yer almak istiyorum diyebilmelisin. Her işte olduğu gibi çaba sarfetmelisin. Sana sunulacak bilgiler çok değerlidir, bunların kıymetini bilmelisin. Kimse sana bir kitap alıp milyonlarca doların ayağına geleceğini söylemez. Bu kitapta verilen detayları dikkatlice uygulamalı ve uyguladıklarını, yani çalışmanı kontrol etmelisin. Merakın olmalı, cesaretin olmalı, hepsinden de önce, bu işi istiyor olmalısın. Paylaşılan bilgileri takip ettiğinde ve işleyişin mantığını kavradığında kendi atılımlarını yapmaya başlayabilirsin.

Google Kazançları Rehberi, kullanıcılarının aklına takılabilecek olan soruları dikkate alarak olası hataları ayırıp çıkaran ve her zaman tazelenen bilgiler ile donatılıp büyük bir titizlikle hazırlanmıştır. Bu e-kitabı yüklediğinde anlatılanlarla başbaşa bırakılmazsın. Anlatılan yöntemlerle ilgili aklına gelecek her konuda ve yardıma gerek duyduğun her aşamada sana destek sağlama hizmetini de yine aynı titizlikle devam ettirir.

Nereden başlamak gererekir, ne yapmalı, nasıl yapmalıyım, şunlarla da yapsak olur mu, şuradakini de bir denesem ne olur… gibi sorulardan uzak durmanın zamanıdır artık. İlk ve tek soru şu olmalı: “Ne kadar kazanmak istiyorum?” Sorunun da tek çözümü var: Hayır, cevap burası değil. Yine, sende, sadece kendine inanmakta!

Bu aşamada yapman gereken tek şey Google Kazançları Eğitim Setini Pc’ye yüklemek ve hemen çalışmaya başlamak. Bu Eğitim Setini indirdiğinde burada anlatılanların boşuna sarfedilmediğini ve boşa para harcamadığını göreceksin. Hiçbir zaman pişmanlık duymayacağın bir ürün Google Kazançları. İnternetten kazanmak amacıyla atacağın yeni adımda ise kesinlikle ilk yardımcın olmalı.



II CURSA DELS MATINERS AVINYÓ
dissabte 4 de maig de 2013
VIDEO

Poble nou i cursa que a priori pot ser maca, diferent i divertida. Marxo sol donat que la sortida és a les 21:30 i arribaré a Mollerussa a la una de la matinada.
Bon dia menys quant arribo a Avinyó, Plou de valent i la cursa és de muntanya i a la nit ...
Però deixa de ploure i com no la millor cursa de la meva vida, sempre la última és la millor.
Un sopar de mongetes amb butifarra ( per cert, boníssima ! ) i de nou casa que abans de sormir vull editar el video. A les dues marxo a dormir i a les 7 d'empeus. La Seu Vella m'espera ...


~o) ni Bahayanya kalau Sarapan Gorengan Lalu Minum Kopi !

http://m.detik.com/health/read/2012/11/03/082350/2080412/766/ini-bahayanya-kalau-sarapan-gorengan-lalu-minum-kopi?utm-source=topshare
<3◦°◦<3({})<3◦°◦<3
;
**•̩̩̩̩̩ ᵗʰᵉ ͡Ͼᴿ₨ ͡•̩̩̩̩̩**
<3◦°◦<3({})<3◦°◦<3
♥♥(¯`'•.¸(¯`'•.¸:):*¸.•'´¯)¸.•'´ ¯)♥
-==-- <3Met Istirahat <3 --==-
♥♥(_¸.•'´(_¸.•'´:|<3<3`'•.¸_)`'• .¸_)♥
♥(_¸.•'´(_¸.•'´*♥♥*`'•.¸_)`'•. ¸_)♥
Nb;
= 2013 =

Ɣªήğ ingin punya gaji tinggi...
INILAH KESEMPATANMU....!!!

1. Bakrie Group bagian lapangan.
Gaji 60jt/mggu
Tugas : nyedotin lumpur Lapindo pake sedotan es :x

2. PT. Abon ϑî Tangerang Lulusan min D3. gaji ϑi atas 10jt.
Tugasnya gampang cuma gebukin pantat sapi sampai jaϑi Abon. :]xx

3. Staf stadion "GBK" (Gelora Bung Karno) : Gaji 15 jt
Tugas : Motongin rumput stadion GBK pake gunting kuku. :&

4. DPU (Dinas Pekerjaan Umum) full/part time Gaji 20jt/mggu
Pekerjaan jaϑi polisi tidur ϑi Pantura. :s

5. Dunkin Donuts : Khusus cowok !! Gaji ϑi atas 12jt, brseragam †p gäk pake clana.
Tugas : Bolongin Donat. :$

6. PT . Net Buy : u/ cewe Ɣªήğ bjiwa pemberani. Gaji 20jt/bulan. Tugas : Netein buaya.X_X

7. IBF (internasional Boxing Federation) : bagian administrasi, Gaji sekitar 40jt, trsedia fasilitas apartmen ϑi USA. kerjaan mudah. Tp Test awalnya rada sulit "ngetik pake sarung tinju". :p

8. PT. Holland bakery : Gaji besar 20jt/bln. Kerjanya gampang, Cuma niupin kincir holland sampe muter tiap нaяi.:O

9. PT YunBo, gaji 20jt/mgg, ssuai namanya, kerjaannya ngaYun2 keBo....:'(

Di share кέ Teman Ɣªήğ lain yah
indahnya berbagi informasi =)).


Acompáñanos en nuestra RUMBA PRO FONDOS, OBJETIVOS: Reunir fondos para la movilizaciòn a los diferentes corregimientos del valle donde donaremos los libros recolectados durante EL DONATÓN. COSTOS: $10.000 pesos (5 mil consumibles), para reclamar y cancelar contáctanos al 316 7064349 (Tatiana Ramìrez - Presidenta) o a escritoresdecali@gmail.com

https://www.facebook.com/events/188679334618662/


Cobrança dos (10%) nos estabelecimentos comerciais.

Problema comum e recorrente no cotidiano das pessoas ocorre no momento de pagar a conta em estabelecimentos comerciais como bares, restaurantes e hotéis. Além do preço dos produtos consumidos, muitas vezes o consumidor se vê coagido a pagar a taxa de serviço, gorjeta ou, vulgarmente falando, os dez por cento sobre o valor total da conta.

O objetivo deste artigo é demonstrar que, sob o prisma do Direito, a cobrança compulsória e coercitiva da taxa de serviço é ilegal e abusiva, seja sob a ótica do Direito Constitucional, Civil, ou do Consumidor.

Em princípio, deve-se analisar a natureza jurídica do instituto. Uma errônea interpretação do artigo 457 da Consolidação das Leis do Trabalho (CLT) pode levar a crer que a gorjeta compõe a remuneração do trabalhador como um elemento obrigatório.

Contudo, uma exegese mais profunda permite concluir que o objetivo deste dispositivo é tão somente integrar a gorjeta ao salário para os efeitos legais. É dizer: as gorjetas eventualmente recebidas pelos funcionários devem ser levadas em conta pelo empregador quando do pagamento das demais verbas trabalhistas como férias, décimo terceiro salário, FGTS dentre outras.

Isto não quer dizer, ao contrário, que a gorjeta seja uma obrigação do patrão ou do consumidor. A definição precisa do instituto é encontrada nos artigos 538 e 540 do Código Civil Brasileiro:

Art. 538. Considera-se doação o contrato em que uma pessoa, por liberalidade, transfere do seu patrimônio bens ou vantagens para o de outra.

Art. 540. A doação feita em contemplação do merecimento do donatário não perder o caráter de liberalidade, como não o perde a doação remuneratória, ou a gravada, no excedente ao valor dos serviços remunerados ou ao encargo imposto.

Por outro lado, a Constituição Federal é clara ao dispor, em seu artigo 5º, inciso II, que "ninguém será obrigado a fazer ou deixar de fazer alguma coisa senão em virtude de lei".

Assim, por não existir atualmente lei federal que obrigue o consumidor a pagar gorjeta, qualquer valor pago a mais por este será mera liberalidade. Vale dizer: no momento de pagar a conta, qualquer adicional eventualmente pago pelo consumidor advirá de sua própria vontade, como mera doação por um serviço que este entendeu ter sido prestado de maneira eficiente.

Outro não é o conceito de doação remuneratória, consistente na transferência patrimonial do doador (consumidor) em favor do donatário (funcionário que o atendeu) por pura e simples vontade do primeiro, que em seu íntimo achou o serviço prestado pelo último eficiente e satisfatório.

Ainda que a doação remuneratória seja motivada por um serviço prestado, o artigo 540 do Código Civil, transcrito acima, deixa bem claro que o ato não perde seu caráter de liberalidade, não sendo relevante ao Direito a motivação da doação.

Desta maneira, em hipótese alguma a gorjeta será uma obrigação ou dívida do consumidor, ainda que expressamente prevista em cardápios ou cartazes afixados no estabelecimento.
Infelizmente, a maioria das pessoas não tem consciência de que o pagamento de gorjeta é faculdade única e exclusivamente sua, sendo vedada sua cobrança coercitiva pelo estabelecimento. Viu-se acima que a gorjeta tem natureza de doação remuneratória, sendo seu pagamento opção do consumidor, conforme tenha sido bem ou mal atendido.

Do seu lado, a maioria dos estabelecimentos comerciais se aproveita da ingenuidade das pessoas e cobra coercitivamente a taxa de 10% (dez por cento) sobre o valor total da conta.
A cobrança compulsória e coercitiva da taxa de serviço, retirando do consumidor seu livre arbítrio e expondo-o a situações vexatórias ou constrangedoras, configura crime previsto no artigo 71 do Código de Defesa do Consumidor, bem como ato ilícito passível de indenização por danos morais.

Leia mais: http://jus.com.br/revista/texto/11459/a-cobranca-da-taxa-de-servico-10-em-estabelecimentos-comerciais-a-luz-do-direito-brasileiro#ixzz2SQsGq2Or


PRÓXIMO ESTRENO EN ESPAÑA 7 JUNIO 2013: Inch´Allah

Título original: Inch'Allah
Año: 2012
Duración: 101 min.
País: Canadá
Director: Anaïs Barbeau-Lavalette
Guión: Anaïs Barbeau-Lavalette
Música: Lévon Minassian
Fotografía: Philippe Lavalette
Reparto: Evelyne Brochu, Sabrina Ouazani, Sivan Levy, Yousef 'Joe' Sweid, Hammoudeh Alkarmi, Zorah Benali, Carlo Brandt, Marie-Thérèse Fortin, Ahmad Massad, Yoav Donat
Productora: Coproducción Canadá-Francia; micro_scope / ID Unlimited / July August Productions
Género: Drama | Conflicto árabe-israelí

Sinopsis

En un campo de refugiados palestino en Cisjordania, Chloé, una joven canadiense, acompaña a mujeres embarazas. Su encuentro con personas de ambos lados de los muros y puntos de control, será un punto de partida que cambiara todo lo que creía. (FILM AFFINITY)


http://youtu.be/51dixEewdSo


Marc Márquez: "Vull demanar disculpes al Jorge". Lorenzo no li ha volgut donar la mà


XIFREN EN 13.500 MILIONS EL DEUTE HISTÒRIC. La Comissió sobre finançament autonòmic, acordada pels grups parlamentaris de les Corts Valencianes, xifra en uns 13.500 milions d'euros el deute històric del País Valencià com a conseqüència d’un baix finançament i el cost financer que suposa a la Generalitat suplir les carències de l'actual model.


pl all donat use TATA DOCOMO NATEWORK




Mısır'ıın Bilgelik tanrısı Thot'un kitabından ilahi ruhun yaradılışı ile ilgili bir bölüm aktarmak istiyorum sizlere;

Thot Osiris'e hitaben şöyle bir dilekte bulunur:

-"O halde bana bu İlâhi oluşumun işleyişini ve insanların bu dünyaya geliş ve gidiş serüvenlerini gösterir misin?"

Bunun üzerine Osiris Thot'a gözlerini kapatıp arkasına yaslanmasını söylemişti.

Thot kendisini bir anda uzayın derinliklerinde buldu.. Bir göktaşı gibi uzayda süzülüyordu.. Sonra taş gibi ağırlaşmaya başladığını hissetti.. Hızla karanlık bir tünelin içinden geçip dağlık bir arazide yere indi. Kendisini bir dağın zirvesinde bulmuştu.. Vakit geceydi. Yerküre karanlık ve çıplaktı.. Vücudunun tüm uzuvları gülle gibi ağırlaşmış,hareket etmekte bile güçlük çekiyordu.. Derken gökyüzünden yeryüzünü kaplayan Osiris'in sesini işitti:

-Gözlerini yukarıya kaldır da bak!...

Birbiri üzerine binmiş eş merkezli ışıklar saçan yedi kubbe yeryüzünü Doğu'dan Batı'ya kadar kaplamıştı. En sonuncusunun üzerini ise bir kemer gibi Samanyolu sarmaktaydı.

Her biri şeffaf camdan yapılmış gibi duran ve içleri pırıl pırıl ışıklarla donatılmış yedi katlı gök tüm heybetiyle yukarıda duruyordu. Her kürede gezegene benzeyen farklı renkteki bir ışık topu dolanıp durmaktaydı. Bu ışık toplarına da yine farklı görünümdeki melekler eşlik etmekteydiler. Melekler ışık toplarının sürekli yanında bulunmakta adete onları görüp gözetmekteydiler.

Bu olup bitenleri hayranlıkla seyre dalan Thot,Osiris'in şu sözleriyle irkildi:

-Bak.. Dinle.. Ve anla...

Thot olup bitenlere pek bir anlam veremiyordu. Bunu fark eden Osiris tekrar sözü ele aldı ve olup bitenleri açıklamaya başladı:

-Her türlü yaşama imkân veren şu yedi kubbeye bak. Bunlar hiyerarşik bir düzende sıralanmış olan göğün yedi katlarıdır. Ruhların aşağılara inip sonra tekrar yukarıya tırmanışları bu kubbelerde cereyan eder. Her birinin içindeki Yedi Melek,İlâhi Kelâm'ın yedi ışınıdır. Her biri ruhların varoluşunun bir yönüne kumanda etmektedir.

******

1.Kat (Ay Meleği)
Endişeli endişeli tebessüm ederken gördüğüm başında gümüş orak şekilli taç giymiş olanı,doğum ve ölüm süreçlerini kontrol etmektedir.

2.Kat(Merkür Meleği)
Onun üstünde yer alanın görevi bilim yüklü sihirli asasıyla aşağılara inen veya yukarılara çıkan ruhlara yol göstermektedir.

3.Kat(Venüs Meleği)
Onun hemen üstündeki meleğin elindeki aynaya bakanlar kendilerini tanımaktadır.

4.Kat(Güneş Meleği)
Onun da üstündeki elinde meşale tutan melek, ahengi,güzelliği ve saflığı kollar ve geliştirir.

5.Kat(Mars Meleği)
Daha da yukarılardaki elinde kılıç tutan melek evrensel adaleti yerine getirir. Varlıkların ne ekerse onları biçmesi,bu meleğin yönettiği yasalarla gerçekleşir.

6.Kat(Jüpiter Meleği)
Gök mavisi kürede tahtın içinde oturan melek ise,İlâhi Zeka'nın sembolü olan Yüce Kudret Asası'nı taşımaktadır.

7.Kat(Satürn Meleği)
Göğün en üst noktasında ise,Bilgelik Küresi'ni taşıyan melek bulunmaktadır.

Şimdi burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta "7 kat gök", gezegenler, "ruh" gibi kavramların daha önceden de çok net bilindiğidir. Bir çok mümin arkadaşımız bunlar ve buna benzer şeylerin Kur-an'da yer almasını "ilahi bir mucize" olarak değerlendirirken, olay aslında tamamen bilinen şeylerin tekrar kaleme alınmasından ibarettir. Yukarıda gördüğünüz metin buna sadece ufak bir örnek. Sizde buna benzer bildiğiniz metinleri paylaşabilirsiniz. Maksat mübarekleri bilgilendirmek...


-dawnofrelic-



M´alegro per enTito....ja li tocava.

Rabat ha liderat la cursa amb una gran autoritat des de la primera fins a l'última volta i no ha donat cap opció a la resta dels seus rivals. Pel que fa a la resta de catalans, Jordi Torres ha entrat setè i Toni Elias novè. Amb aquesta victòria, el pilot de Barcelona se situa com a nou líder del Mundial amb un punt més que Redding i el petit dels Espargaró és tercer de la general.
http://www.esport3.cat/noticia/2110096/motor/Esteve-Rabat-estrena-el-seu-palmares-al-Mundial-amb-un-triomf-incontestable-al-Gran-Premi-dEspanya-de-Moto2


Ramainye yg online mlm nie tpy xde sape pon nk tego kite :/


Erdoğan'ın Çılgın projesinin yerindeki konutlar da çıldırdı!
...
...
...
..
...
...
...
Başbakanın "Çılgın Proje" olarak tanımladığı Kanal İstanbul, neredeyse gayrimenkul fiyatlarını çıldırttı. Kanalın güzergahı açıklanmadı ama açılacağı tahmin
edilen yerlerde arazi fiyatları tavan yaptı.

İstanbul'a ikinci bir boğaz olarak tanımlanan Kanal İstanbul'un, ilk önce Sakarya Nehri üzerinden Sakarya-Karasu arasında yapılacağı söylendiğinde yatırımcılar
bölgeye akın etti.

Ancak bir süre sonra kanalın Silivri'de yapılacağı ortaya atılınca, bu kez de yatırımcılar, Marmara'da Kınalı ile Karadeniz'de Karacaköy güzergahında yer
alan Çanta, Çeltik, Büyükçavuşlu, Danamandıra, Sayalar, Karamandere ve Ormanlı köylerindeki arazilere hücum etti.

Son zamanlarda Büyükçekmece Gölü'nden başlayıp Bahşayis Deresi üzerinden ilerleyip kuzeydoğuya dönerek Boyalı Köyü'nden Karadeniz'e ulaşacak bir güzergahtan
da bahsedilir oldu. Hükümetin görevlendirdiği uzmanlar ise geçen bu süre zarfında fizibilite çalışmalarına devam etti. Geçtiğimiz yıl Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Kanal İstanbul Projesi'nin 4 ile 10 milyar dolara mal olacağını açıkladı. 25 metre derinliğinde ve 150 metre genişliğinde
olması planlanan Kanal İstanbul'da maliyeti artıran en önemli etken, tahmin edilebileceği gibi güzergahın uzunluğu. Kanalın yapılacağı güzergah ne kadar
kısalırsa maliyet de o kadar düşük olacak.

Kanal İstanbul'un ihalesi için artık sona yaklaşıldı. Fizibilite çalışmalarının tamamlandığı ve Başbakan'ın mayıs ayı ortalarında kanalın güzergahını açıklayacağı
söyleniyor. Ancak açıklanacak güzergah, ne Sakarya-Karasu, ne Kınalı-Karacaköy ne de Büyükçekmece-Boyalık arasında olacak gibi gözüküyor. Sakarya-Karasu
ile Silivri'deki Kınalı-Karacaköy güzergahlarının uzunluğu, kanalın maliyetini çok büyük ölçüde artırıyor. Büyükçekmece-Boyalık hattında da su havzaları
ve vadiler olmadığı için maliyetin arttığı söyleniyor. Üstelik Büyükçekmece Gölü, hala İstanbul'un içme suyunun yüzde 7'sini karşılıyor.

EN EKONOMİK GÜZERGAH

Çılgın proje olarak tanımlanan Kanal İstanbul için geriye tek bir güzergah kalıyor. Tüm gayrimenkul yatırımcıları da gözünü bu güzergaha dikmiş durumda.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Mayıs tarihinde proje için Küçükçekmece-Yeniköy güzergahını açıklaması bekleniyor. Geçtiğimiz hafta Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım da haziranda Kanal İstanbul'a ilk kazmanın vurulacağını açıkladı. Kanal İstanbul'un bu güzergahta yapılacağını destekleyen
güçlü verilerde var. Bu verilerden ilki Küçükçekmece Gölü'nün İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından koruma alanında çıkarılması oldu. İSKİ'nin
kanal güzergahında bulunan Sazlıbosna Barajı'nı da koruma havzasından çıkaracağı konuşuluyor. Küçükçekmece'den başlayan kanalın Sazlıbosna ve Dursunköy
üzerinden geçerek Boyalık ve Tayakadın arasındaki vadiden geçerek Yeniköy'den Karadeniz'e bağlanacağı belirtiliyor.

Kanal İstanbul'un Küçükçekmece-Yeniköy güzergahında yapılması olasılığını güçlendiren en büyük veri ise maliyet. Bu güzergahın 28 kilometrelik bir mesafe
olduğunu vurgulayan yatırım uzmanları, maliyeti en düşük hattın Küçükçekmece-Yeniköy arası olduğunu ifade ediyor.

3'ÜNCÜ KÖPRÜ YOLU

3'üncü Boğaz Köprüsü'nün Avrupa Yakası'nda kalan Kuzey Marmara Otoyolu'nun Arnavutköy ve Yeniköy arasında kalan Tayakadın, Baklalı ve Boyalık Köyü'nden
geçmesi yatırımcının bölgeye olan ilgisini artırmıştı. Zekeriyaköy'den başlayan ve hem Tayakadın hem de Bolluca'dan çıkış verilen otoyol üç şerit halinde
Kestanelik'e kadar ulaştı. Kestanelik'te kavşak benzeri bir inşaat halen sürüyor. Yol Arnavutköy üzerinden Nakkaş, İzzettin ve Çatalca'dan geçerek Silivri
Fenerköy'e kadar gidiyor.

İSTİMLAKLAR BAŞLADI

Kanal İstanbul Projesi'nin de Küçükçekmece, Başakşehir, Arnavutköy ile Çatalca'nın bir bölümünü ihya etmesi bekleniyor. Çatalca'nın İstanbul'a yakın bölgelerinde
arazilerin dönümü 80 bin TL'ye satılmaya başladı.

Küçükçekmece'nin Kanarya Mahallesi, Kanal İstanbul Projesi'nden en çok prim yapacak yerler arasında geliyor. Kanarya'daki Papağan Caddesi, Florya Caddesi
ve Kuğukuşu Sokak'ta Hazine arazisi üzerine inşa edilen binaların tamamının tapuları iptal edildi ve istimlak oldu. Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar
Kurulu Kararı'na göre de Kanarya Mahallesi'nin tüm sınırları riskli alan olarak ilan edildi. Üveyik Kuşu Sokak'tan sahile kadar olan bölgenin dolgu toprak
olduğu ve riski nedeniyle tüm binaların yıkılacağı söyleniyor. Bir başka istimlak ise Soğuksu'daki Fatih Mahallesi'nde gerçekleşti. Bölgede tüm binalara
yıkılma kararı çıktı. Yeni yapılan inşaatların da tamamı durduruldu.

Küçükçekmece Gölü'ne kıyısı bulunan Kanarya Mahallesi'nin sınırlarının başladığı Halkalı Gümrüğü'nün de Çatalca'nın Güneyi'ndeki Muratbey Mahallesi'ne taşınması
söz konusu.

Gelişmelerden çok haberdar olmayan bölgede fiyatlar hala makul düzeylerde seyrediyor. Yerel müteahhitlerin inşa ettiği çok sayıda bina var. Yeni inşaatların
yüzde 40'ının kat karşılığı yapıldığı ya da araziyi satın alarak inşa edildiği söyleniyor. Eski binalarda dairelerin metrekaresi 700-800 TL, yeni binalarda
ise bin ile 2 bin 500 TL arasında değişiyor. Kanarya'da eski binalarda 100 metrekare büyüklüğündeki bir daireyi 50-60 bin TL'ye veya yeni binalarda 85
metrekare büyüklüğündeki bir daireyi 100-105 bin TL'ye satın almak mümkün. 90 metrekarelik bir dairenin fiyatı ise 120 bin TL'den başlıyor. 3+1'lerin fiyatı
160 bin TL'ye kadar çıkıyor.

ÜÇ MAHALLE İSTİMLAK OLABİLİR

Son anda bir değişiklik olmazsa Kanal İstanbul Projesi'nde en önemli istimlak ve kamulaştırma çalışmasının Küçükçekmece Gölü ile Sazlıdere Barajı arasında
kalan Küçükçekmece'ye bağlı Altıntepe ile Başakşehir'e bağlı Güvercintepe ve Şahintepe mahallelerinde gerçekleştirileceği belirtiliyor. Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı da zaten bu mahallelerdeki bazı bölgeleri rezerv alan ilan etti.

Başbakan Erdoğan, Kanal İstanbul'un etrafında bir milyonluk yeni bir şehir kurulacağını da açıklamıştı. İşte bir milyon kişinin yaşaması planlanan İstanbul
Metropoliten Projesi'nin merkezi olan Kayabaşı, "Yenişehir Proje Alanı"nın merkez alanı olarak belirlendi.

Bölgede konut ve ticaret aksları gibi donatı alanlarının yanı sıra çocuk araştırma hastanesi Bio-İstanbul ve 110 hektarlık bir alanda da 20 bin nüfuslu
Mıknatıs Kent (Magnet City) inşa edilecek. Yeni şehir projesi bu kadarla da sınırlı değil. İnşa edilecek olan Sağlık Kent'te de entegre sağlık kampüsü,
eğitim ve araştırma birimleri, kanser araştırma merkezi, toplum sağlığı merkezi, organ ve doku bankası gibi uzmanlaşmış tıbbi birimler, konaklama, konferans
ve kültür merkezleri yer alacak. Kayabaşı'nın güneyinde inşa edilecek Tema Park'la da İstanbul'un içindeki iş merkezlerinin bir kısmının bölgeye yönlendirilmesi
planlanıyor.

ARAZİ FİYATLARI YÜKSELDİ

Kanal İstanbul Projesi ile birlikte İstanbul'un yeni çekim merkezi olması beklenen Kayabaşı'nda, "İstanbul Metropoliten" projesinin açıklanmasının ardından
arazilerin fiyatları yüzde 100'den fazla arttı. Dört beş ay öncesine kadar metrekaresi 250-300 TL'ye kadar çıktı. Fiyatlarına daha da yükselme eğiliminde
olduğunu ifade eden gayrimenkul ve emlak ekspertizleri, bölgedeki en değerli arazilerin ise halen Başak ve Ziya Gökalp Mahalleleri'nde olduğunu belirtiliyor.
Emlakçılar, Başak Mahallesi'nde arsaların metrekaresinin bin dolar, Ziya Gökalp'te ise bin 500 dolardan başladığını söylüyor. Konutların metrekare fiyatları
2 bin 500 ile 3 bin dolar arasında. Ticareti gayrimenkullerin metrekare fiyatları ise 7 bin ile 9 bin TL arasında değişiyor. MÜSİAD da Kayabaşı ile Bahçeşehir
arasındaki Deliklikaya'da 200-300 dönümlük bir arazi üzerinde Organize Sanayi Bölgesi (OSB) inşa ediyor.

HAZİNE ARAZİSİ ÇOK

Oldukça geniş bir araziye sahip Kayabaşı'nda 2B arazisi bulunmuyor. 11 bin dönümlük Hazine arazisi ise TOKİ'ye devredildi. 7 bin dönümlük Hazine arazisinin
yanı sıra köylülerden kat karşılığı aldığı arazileri birleştiren TOKİ, Kayaşehir'i bu arazilerin üzerine inşa etti. İlk etapta 200 bin kişilik bir şehir
olarak planlanan Kayaşehir ve çevresinde, Metropoliten İstanbul projesi ile birlikte yaşayanların sayısı 700 bine ulaşacak. Arnavutköy ile Eyüp'ün sınırları
içinde inşa edilecek yıllık 150 milyon yolcu kapasiteli havalimanı projesi ile birlikte, bölgede yaşayanların sayısı bir milyon 500 bin kişiyi bulacak.

Başbakanın yeni bir şehir inşa edileceğini açıklamasının ardından bölgede su havzasında bulunan arazilerin fiyatları bile tavan yaptı. Geçtiğimiz yıl metrekaresi
20 TL'ye satılan arazilerde fiyatlar 80-100 TL'ye kadar çıktı. Emlakçılar, 60-70 TL'ye arazi bulunduğunda müşterinin araziyi "havada kaptığını" söylüyor.

İMAR YETKİSİ İBB'DEN ALINDI

Kuzey Marmara Otoyolu'nun bölgeden geçmesi ve üçüncü havaalanının inşa edilecek olması, Arnavutköy'deki arazi taleplerini zaten arttırmıştı. Kanal İstanbul
Projesi'nin de Sazlıbosna ve Dursunköy'den sonra Boyalık ve Tayakadın arasındaki vadiden geçerek Yeniköy'den Karadeniz'e bağlanması halinde Arnavutköy
ve çevresinin ihya olması muhtemel.

6 Mart 2008 tarihinde kabul edilen 5747 sayılı "Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun" ile birlikte İstanbul'un en genç ailesi olan Arnavutköy'ün arazilerinin büyük çoğunluğu üçüncü derece (riski az) deprem bölgesinde yer alıyor. 506.52
kilometrelik yüzölçümüyle İstanbul'un dördüncü büyük ilçesi konumuna gelen Arnavutköy, Boğazköy, Bolluca, Haraççı, İmrahor ve Taşoluk Mahalleleri'nden
oluşuyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Arnavutköy ile birlikte ilçeye bağlı Baklalı, Balaban, Boyalık, Çilingir, Dursunköy, Durusu, Hacımaşlı, Hadımköy, İslambey,
Karaburun, Sazlıbosna, Tayakadın, Yassıören, Yavuz Selim ve Yeniköy'ün imar yetkisi geçtiğimiz yılın sonlarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin elinden
aldı. İstanbul'un Avrupa Yakası'nda kurulması planlanan bir milyon nüfuslu yeni şehir nedeniyle bu yetki devrinin gerçekleştiği iddia ediliyor. Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı'nın hazırlanacağı yeni şehir planının İBB'nin imar planlarıyla çakışmasını istemediğini söyleniyor.

BU KÖYLER PRİM YAPAR

Üçüncü havaalanın Ağaçlı-Akpınar-Yeniköy arasında eski kömür ocaklarının bulduğu bölgeye inşa edilmesi bekleniyor. Bölgedeki eski kömür ocaklarının hafriyatla
doldurulmaya başlandığını vurgulayan gayrimenkul uzmanları, yeni havaalanına en yakın yerin ise Arnavutköy'ün Bolluca ve İmrahor Mahalleleri olduğunu söylüyor.

Yeni havaalanı ile birlikte Arnavutköy-Halkalı raylı sistem hattı da ihaleye çıkacak. İhale şartnamesi hazırlanan metro inşaatının, 730 iş gününde teslim
edilmesi planlanıyor. Arnavutköy-Halkalı Metro Hattı'nın yanı sıra Arnavutköy'den İhsaniye-Göktürk-Kağıthane güzergahından Şişli'ye ulaşacak ikinci ve
Beylikdüzü'ne gidecek üçün bir metro hattının inşa edileceği söyleniyor.

ARSA VE ARAZİ FİYATLARI

Arnavutköy'ün merkezi ile ilçeye bağlı Bolluca, Boğazköy, Taşoluk ve Haraççı köyleri imar planlarına dahil olmuş. Köy merkezleri için yapılan 5/1000'lik
planlar ise iptal edilmiş. İstanbul'dan ve dışarıdan bölgeye yatırım yapmak için gelen çok sayıda yatırımcı var. Talebin artmasıyla da arazi fiyatları
altın gibi işlem görmeye başladı. Bir gün önce 120 bin TL değer biçilen arsaya, ertesi gün 125 bin TL istendiği anlatılıyor.

Arnavutköy'ün merkezinde imarlı ve ifrazlı arsaların metrekare fiyatı 500 TL'den başlıyor. İlçenin merkezinden geçen yolun üzerindeki ticari imarlı bir
arsanın metrekaresi 10 bin TL'ye kadar çıkıyor. Örneğin Arnavutköy'ün merkezinde 148 metrekare büyüklüğünde bir arsa için 60 binTL, iki dönümlük bir arazi
içinse 11 milyon TL isteniyor.

Arnavutköy'e bağlı köylerde fiyatlar yükselse de merkeze göre daha makul. Çilingir'de 500 metrekarelik bir arsayı 75 bin TL'ye, Tayakadın'da altı dönümden
büyük bir araziyi 1 milyon 100 bin TL'ye almak mümkün. Haraççı, Boyalık, Yeniköy, Dursunköy, Nakkaş ve Yassıören'de ise 10 dönümlük bir arazinin fiyatı
2 milyon 500 bin TL'ye çıkmış.

Ancak bölgede arsa veya arazi yatırım yapmak isteyenler için şu uyarıyı yapmamızda da fayda var. Şu an için köy yerleşim alanları dışında imar yok. Yani
tarla vasfındaki arazilere imar izni verilmiyor. 10 dönümlük bir arazi bile satın alsanız, çiftlik evi bile yapamayabilirsiniz. Ancak bölgedeki gelişmeler,
yatırımcılara çok şey vaat ediyor.
http://www.paradergi.com.tr/index,434@300.html


Sayın siraç ENSARİOĞLU ve Yavuz donat 2007


VERISSIMO I SINDACATI CGIL CISL UIL ....PROPRIETARII DI OLTRE 1200 IMMOBILI IN ITALIA.....SONO ESENTI DA IMU GRAZIE A DECRETO-LEGGE DEL MINISTRO DEMOCRISTIANO DEL LAVORO DONAT CATTIN NEL GOVERNO ANDREOTTI 1989 !!!!!!!!!!


Aquest matí anant cap a la bici aquesta cançó m'ha donat una bona dosi d'energia.


no mandru..:))
daca-i dau in limba romana...nu-mi gaseste articolul..:))

http://www.antena3.ro/en/romania/romanians-have-donated-15-million-to-the-people-s-salvation-cathedral-212855.html


On commence en force....pour qu'un client avec une bagnole de 403 120$ (avant tx) choisi mon Laveauto....IL DOIT Y AVOIR UNE RAISON!!! Ici votre voiture sort propre...mais pour vrai!!!


TIRA DÚVIDAS

http://lfg.jusbrasil.com.br/noticias/44442/se-um-nascituro-recebe-doacao-mas-nasce-morto-podera-ser-sujeito-passivo-da-obrigacao-tributaria-correspondente-roberta-moreir